Psikanalitik Yorum Üzerine

Psikanalitik Yorum Üzerine

Psikanalitik Yorum Üzerine

Giriş

Yorum, psikanalizin tekniğine ilişkin bir konudur. Psikanalizde, tedavi tekniğine ilişkin konuları ele alma ve betimlemenin, kuramsal açılımlara nispeten daha güç olduğu söylenebilir. Freud (1913), “Tedaviye Başlama Üzerine” başlıklı makalesine, satranç oyunun inceliklerini kitaptan okuyarak öğrenmenin güçlüğüne işaret ederek başlar. Satrançta, açılış ve kapanış dışındaki diğer tüm hamleler sonsuz bir olasılığa sahiptir. O nedenle satranç, ancak usta ellerin yaptığı hamlelerin detaylıca incelenmesi ile öğrenilebilir. Psikanalizin uygulanmasını da yalnız kitaplardan okuyarak öğrenmek imkânsız gibidir. Edinilen kuramsal ve klinik bilgilerin yanı sıra, kişisel analizler ve süpervizyon çalışmalarıyla psikanaliz de adeta bir usta çırak ilişkisi içerisinde “öğrenilir”. Özellikle kişisel analiz deneyiminin, bir psikanalistin süreçteki en önemli yol göstereni olduğu söylenebilir.

Psikanalizin tekniğini okuyarak öğrenmenin güçlüğünün yanı sıra, psikanalizin tekniğini yazmak da bir o kadar güçtür. Freud’un metinlerinin arasında tekniğe ayrılan kısmın görece sınırlı olması, bu güçlükle ilgili olsa gerek. Bu durum, psikanaliz uygulamasına ilişkin ölçütlü bir rehber oluşturmayı da etkiler. Bu metinde, psikanaliz tekniğinin tarifine ilişkin sınırlılık ve güçlükler de göz önünde bulundurularak psikanalitik tedavide önemli bir yer tutan “yorum” kavramı tartışılacaktır.

Yorum Nedir?

Yorum sözcüğünün, Türkçe Sözlük’ teki karşılığı şöyledir: “Bir yazının veya bir sözün, anlaşılması güç yönlerini açıklayarak aydınlığa kavuşturma, tefsir.” Arapça bir sözcük olan tefsir ise Süryanice “çözme, rüya tabir etme/yorumlama” anlamlarına gelen bir kökten türemiştir (nisanyansozluk.com). Yorum ve tefsir sözcükleri, sözlük tanımlarıyla psikanalitik anlamda yorum kavramını neredeyse bütünüyle karşılar niteliktedir.

Laplanche & Pontalis (1967) ise “The Language of Psychoanalysis” başlıklı eserlerinde yorum için iki ayrı tanım yaparlar.

    1. Psikanalitik araştırma yoluyla öznenin söylediği ve yaptıklarındaki gizil anlamları ortaya çıkaran prosedür. Yorum, savunmacı çatışmaların biçimlerini ortaya çıkarır ve nihai amacı, bilinçdışının her bir ürünü tarafından ifade edilen arzuyu tanımlamaktır.
    2. Tedavi bağlamında yorum, tedavinin yürütülme ve gelişme biçiminin dikte ettiği kurallara göre özneye bu gizli anlama ulaşması için aktarılan şeydir.

Öyleyse yorum; hastanın çağrışımlar, düşler, edim hataları gibi çeşitli yollarla ilettiklerinin ardındaki gizil anlamları çözümlemek ve söz aracılığıyla kendisine yeniden iletmek anlamına gelir.

Freud ve Breuer (1895)’in “Histeri Üzerine Çalışmalar” metninde işaret ettikleri tedavi biçimi, bastırılmış travmatik anıların tedavi sırasında hatırlanması ve duygulanımsal olarak yeniden deneyimlenmesi ile nevroza neden olan gerilimin boşaltılması üzerine kuruludur. Bu tedavi yöntemi, bilindiği üzere Breuer ile hastası Anna O. arasındaki tedavi ilişkisinde rastlantısal olarak bulunur. Yönteme “konuşma tedavisi” adını veren de psikanalizin kurucu vakası olarak adlandırılabilecek Anna O.’nun kendisidir.

Freud, önceleri hipnoz ve telkine dayalı tedavide olduğu gibi, daha sonraları Breuer ile geliştirdikleri bu yeni denebilecek yöntemin geçerliliğini de sorgulamaya başlar. Başlangıçta nevrozlara sebep olan şeyin dış dünyada meydana gelen ve unutulan bir travmatik yaşantı olduğu düşüncesinden uzaklaşarak yavaş yavaş bu travmanın cinsel nitelikte olduğu sonucuna ulaşır. Ona göre nevrotikler, çocukluk çağında bir yetişkin tarafından cinsel olarak baştan çıkarılmışlardır ve bastırdıkları bu deneyim onlarda birtakım belirtilere yol açmıştır. Psikanaliz açısından oldukça önemli bir kavram olan “sonradan etki”den de söz ettiği vakası Emma, bu denkleme en uygun vakalarından biridir. Oysa Freud, 1897 senesinde Fliess’e yazdığı mektubunda artık bu kuramına inanmadığını söyler. Nevroza neden olan etkeni dışarıda aramak yerine, hastalarının çocuksu cinsel düşlemlerinin nevrozların oluşumundaki etkisini araştırmaya başlar. Bunu yaparken kendisini de ihmal etmez ve kendi rüyalarını analiz etmeye koyulur. Bu bir otoanaliz çalışmasıdır. Belki de Freud’un kendi kendine sürdürdüğü bu deneyimin tarihteki ilk “eğitim analizi” olduğu söylenebilir.

Freud (1900) “Düşlerin Yorumu” başlıklı eserinde düşlerin görünür içeriğinin gerisinde gizil bir içeriğe de sahip olduğunu ve yoğunlaştırma, yer değiştirme, sembolizasyon gibi süreçlerle adeta kılık değiştirmiş bir kurgu olduğunu yazar. Freud, nevrotiklerin semptomlarının da tıpkı düşler gibi bilinçdışındaki bir malzemenin ön-bilinçte kılık değiştirerek bilince ulaşmış hali olarak değerlendirir. Öyleyse tedavi de ruhsallıktaki birtakım dinamiklerce distorsiyona uğratılmış bu malzemenin anlaşılır kılınması adına yorumlanması üzerine kurulmalıdır. Ruhsal belirti de tıpkı düşler gibi bir şeyi gizleyerek gösteriyorsa psikanalizin görevi de gösterilenin ardındaki gizleneni anlamaktır. Her ne kadar Histeri Üzerine Çalışmalar’da yorumdan söz edilse de bugün bildiğimiz anlamıyla yorumun psikanaliz sahnesinde başat bir rol edinişinin düşlerin yorumlanmasıyla gerçekleştiği söylenebilir (Laplanche ve Pontalis, 1988; Keser, 2018).

Freud, başlangıçta hastalarının bilinçdışında yer alan ve bilmedikleri malzemeyi onlara bir bilgi olarak sunmuştur. Psikanalizin erken dönemlerinde kaleme aldığı vaka öyküleri incelenecek olursa, yorumlarını daha çok hastayı bilgilendirmek üzerine yaptığı, hatta birçok yerde hastayı psikanalizin tekniğine ilişkin dahi bilgilendirdiği görülebilir. 1910 senesinde kaleme aldığı “Vahşi Analiz” başlıklı makalesinde ise hastayı bilinçdışındaki malzemeye ilişkin bilgilendirmenin tedavi edici olmadığını vurgular. Bu bilgilendirmenin olsa olsa yorumlamanın bir ön hazırlığı olabileceğini de ekler. Freud’un yapısal kuramı düşüncelerine eklemesiyle birlikte önceleri yalnız bilinçdışının bilince taşınması anlamına gelen yorumlamanın anlam ve sınırları da genişlemiştir. Artık yorumlama süreçlerinde benlik işlevleri ve savunma düzenekleri gibi bileşenler de dikkate alınmaya başlamıştır (Sandler ve ark., 2015).

Yorumlama Süreçleri

Yorum, görüldüğü üzere psikanaliz için temel yapı taşıdır (Leavy, 1973). Psikanalizi diğer ruhsal tedavi girişimlerinden en temelde ayıran müdahalelerin başında gelir. Birçok yazar, yorumu psikanaliz tanımının olmazsa olmaz bir öğesi olarak yerleştirir. Adeta psikanaliz bir yorumbilimdir, hatta neredeyse bir yorumlama sanatıdır (Sandler ve ark., 2015). Strachey (1934), yorumu sihirli bir silaha benzetir. Etchegoyen (2005) de psikanalitik yorumun psikanalistin mühimmatı olduğundan söz eder ve onu bilgi verme, açıklığa kavuşturma ve yorumlama olarak birbirinden farklı; fakat bir yelpazenin uçlarında yer alan psikanalitik müdahaleler olarak ele alır. Bu üç müdahaleyi topografik kuramın içerisine yerleştirecek olursak; bilgi verme bilinç, açıklığa kavuşturma ön-bilinç, yorumlama ise bilinçdışına denk düşer (Etchegoyen, 2005).

Bilgi verme, hastanın bilmesi gereken ve henüz bilmediği; bilmediği için de bir güçlüğe neden olan eksikliğin giderilmesine yöneliktir. Bu bilgi eksikliği, dış gerçekliğe aittir. Telkine yol açma, hastayı etkileme, baştan çıkarma gibi riskleri olsa da Etchegoyen (2005), hastaya kendine ilişkin ayırdında olmadığı bir bilgiyi vermenin psikanaliz uygulamasıyla çelişmediğini ileri sürer. Yazar, bilginin neden bir yorumun içine yerleştirilerek sunulmadığı konusundaki itiraza da yanıt vermeyi ihmal etmez ve bilgiyi bir yorumun içine, neredeyse “saklamanın” teknik ve etik açıdan uygun olmadığını savunur. Nihayetinde hasta, kendisine bir kılıf içerisinde bilgi aktarılmaya çalışıldığını er ya da geç fark eder. Bu da analistinin sonraki yorumları açısından hastada bir güven sorunu oluşturabilir. Etchegoyen (2005), eşinin menopoza girdiği hafta rektal bir kanama geçiren hastasının yaşadığı bu durumu, eşine ilişkin hasedi ve eşcinsel aktarımlarıyla birlikte yorumlamış ve sonunda bunun tıbbi bir durumla da ilgili olabileceği konusunda hastasını bilgilendirmiştir. Bunun üzerine hasta bir hekime muayene olmuş ve kendisine kolon kanseri teşhisi konmuştur.

Açıklığa kavuşturmada, hali hazırda sahip olunan bir bilginin aydınlatılması söz konusudur. Bu bilgi dış gerçekliğe ait olmaktan çok iç gerçekliğe aittir. Hasta, kendine ilişkin bir şeyi algılamaya dair bir karmaşanın içerisindedir. O nedenle hastanın ihtiyacı olan şey, bir bilgi değil; kendisine dair bir karmaşanın açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu müdahale, bir bakıma ön-bilince ait dirençlerin üstesinden gelinmesine yardımcı olur (Etchegoyen, 2005). Açıklığa kavuşturmayla hastanın çağrışımlarındaki karmaşalar, belirsizlikler, eksik ya da çelişkili hususlarda bir netlik oluşturma amacı güdülür (Taşkıntuna, 2011).

Yorumlama ise hastaya kendisine ilişkin bilinçli olarak ayırdında olmadığı bir şeyi göstermeye yarar. Yapılan yorumlar, doğrudan hastanın kendisine yöneliktir. Dış gerçekliğe ya da hastanın dışındaki kişilere yönelik bir göndermede bulunmamak önemlidir; çünkü her koşulda analist hastanın dış gerçekliğinde olanlar ve oradaki kimseler hakkında nesnel bir bilgiye sahip değildir. Etchegoyen (2005), Loewenstein’dan bir alıntı yaparak, “yorumun, hastanın ilettiklerinden hareketle, ona kendisi hakkında yeni bilgiler vermek üzere yaptığı açıklamalar” olarak tanımlar. Yorum, analistin hastanın serbest çağrışımlarından edindiklerini bir araya getirerek ona yeni anlamlar sunacak bir sentez yapmasıdır. Bu sentez bir anlamda, çürütülebilecek bir hipotez gibidir. O nedenle bir kesinlik içermekten çok; sınanabilir ve yanlışlanabilir bir aralığa da sahip olmalıdır. Bunu yaparken yorumun hastanın davranışında bir değişiklik meydana getirmesini arzulamamak ve hastaya telkinde bulunmamak, psikanalizi diğer tedavi anlayışlarından ayıran en temel özelliğidir (Etchegoyen, 2005).

Bazı kaynaklarda yorumlama süreçlerinde yüzleştirmeden de söz edilir. Yüzleştirmede, çoğunlukla hastanın ifade ettiklerinin ya da ifade etmekten kaçındığı, dolaylı yollarla anlatmaya çalıştıklarının altı çizilir. O nedenle aslında hastanın söylediği ya da ima ettikleri dışında analistin kendinden eklediği bir şey neredeyse söz konusu değildir. Yorumlama öncesindeki bilgi verme, açıklığa kavuşturma, yüzleştirme gibi müdahaleler, hastanın yapılacak yorumu duyabilmesini olanaklı kılar. (Devereux, 1951; Taşkıntuna, 2011).

Yorum Türleri

Psikanalitik kuram ve klinik, Freud sonrası kuramcıların da getirdiği katkılarla gelişmiş ve yeni hasta grupları için teknikte de kimi yeniliklere ihtiyaç duyulmuştur. Zaman içerisinde yorumlama da bu yeniliklerden etkilenmiş, kavramın tanım ve kapsamı da genişlemiştir. Psikanalizin yeni hasta gruplarına da uygulanmasıyla birlikte, yorumlama aracılığıyla hastada içgörü oluşturmanın daha ağır patolojilerde yeterli olmadığı fark edilmiştir. Başlangıçta yorum, bilinçdışı malzemenin gizil anlamlarının bilince taşınması ve bu sayede hastada içgörü geliştirilmesi gibi tanımlanırken, sonraları analistin hasta için karmaşık olan her şeyi dönüştürmek üzere bulunduğu tüm müdahaleler yorum kapsamında ele alınmaya başlamıştır. Böylece yorum, içeriğin yorumlanmasıyla birlikte oluşturulan içgörüden, aktarımın da dahil edilmesiyle daha ilişkisel olana, oradan da hasta ve analistin arasında cereyan her şeyin anlaşılmasına yönelik etkileşimsel bir alana doğru yol almıştır (Pancheri, 1998).

İçeriğin Yorumlanması

İçerik yorumu; serbest çağrışım, rüya ya da dil sürçmeleri aracılığıyla yüzeye yaklaşan bilinçdışı malzemenin, cinsel ve agresif dürtü ve düşlemlerle ilişkilendirilerek hastaya iletilmesi anlamına gelir. Bu yorum türü, psikanalizin erken dönemlerinde kullanılmıştır (Sandler ve ark., 2015). Freud’un erken dönem vaka öykülerinde genelde bu yorum türüne rastlanır.

Savunmaların Yorumlanması

Bu yorumlama türünde, hastanın ruhsal çatışmalarıyla baş etmek üzere bilinçdışı bir yolla kullandığı olgun olmayan savunma düzeneklerinin yorumlanması söz konusudur. Savunmaların yorumlanması, benlik psikolojisinin gelişmesiyle birlikte altbenlikten çok benliğe ve onun savunma düzeneklerine odaklanılması ile birlikte öne çıkmıştır (Sandler ve ark., 2015). Hastanın savunma mekanizmaları, analiz sürecinde direnç olarak kendisini gösterdiği için, savunmaların yorumlanması analizdeki dirençlerin çalışılmasını da sağlar (Kris, 1951).

Aktarımın Yorumlanması

Aktarım doğası gereği bilinçdışıdır. Aktarımın kimi yönleri bilinçli olabilse de temelde bilinçdışıdır ve hasta yaptığı bu çarpıtmanın farkında değildir (Keser, 2008). Örneğin mesleğin içinde olması sebebiyle kavrama aşina hastalar, “farkındayım şu anda sizi annemin yerine koyuyorum” gibi ifadeler dile getirseler de bunun aktarımdan çok bir tür savunma düzeneği olduğunu söylemek daha yerinde olur.

Aktarımın yorumlanması psikanalizin en erken dönemlerinden bu yana tedavide önemli bir yer tutar. Strachey, buna “dönüştürücü yorum” adını verir. Ona göre aktarımı önemli kılan şey “şimdi ve burada”ya ait olmasıdır (Sandler ve ark., 2015). Strachey (1934)’ göre aktarımın yorumlanması aracılığıyla hasta, dış dünyadaki ilişki örüntülerine ilişkin bir anlayış ve bu örüntüleri dönüştürmeye yönelik bir alana sahip olur. Ona göre, kimi zaman aktarım dışı yorumlar, aktarım yorumlarına göre daha az etkili; hatta riskli olabilmektedir.

Özellikle Kleinyen psikanalistler, aktarım yorumunu çalışmalarının merkezine yerleştirirler ve analizin erken dönemlerinden itibaren sık ve bolca aktarım yorumu yaparlar (Foresti, 2018). Aktarım yorumları yukarıda sözü edilen nedenlerle önemli olsa da çok sık kullanıldığında hasta tarafından bir eleştiri ve saldırı olarak algılanabilir. Hatta sık yapılan aktarım yorumları, hastanın analitik ortamda olanlarla dış gerçeklikte olanlar arasında bağlantılar kurmasını da güçleştirebilir (Safran, 2014). Bazı analistler, neredeyse psikanalitik çalışma içerisinde yalnız aktarıma ilişkin olanı yorumlama yoluna giderler. Bu anlayış, hastadan gelen her malzemenin ve onun yorumlanma biçiminin aktarıma uydurulması gibi bir zorlantıya neden olur (Sandler ve ark., 2015). Bollas (2012) da seanslarda sıklıkla yapılan buyurgan aktarım yorumlarının hastanın serbest çağrışımını bozduğunu haklı olarak ileri sürer.

Genetik aktarım yorumları ise hastanın güncelde yaşadığı ve analitik ortamda da cereyan edenlerle çocukluk çağındaki yaşantılar ve bakım verenleri ile arasındaki deneyimleri de dahil ederek yorumlanmasıdır (Safran, 2014). Diğer bir deyişle, şimdiye ait bilinçdışı bileşenlerin, geçmişteki bilinçdışı bileşenlerle bağlantılandırılmasıdır (Kernberg, 2016). Bu yönüyle genetik aktarım yorumları, Freud (1937)’un “yapım” kavramına benzetilebilir (Loewenstein, 1957). Freud (1937) son teknik yazılarından “Analizde Yapımlar” başlıklı makalesinde yorum ile yapımın arasındaki farka işaret eder. Ona göre yorum, bir çağrışım ya da edim hatasının içeriğine ilişkin tek bir unsura yönelikken; yapım, hastanın geçmişine ilişkin eksik parçaların da tamamlanmasıyla ortaya çıkan tablonun sunulmasıdır.

Yorumun Bileşenleri

Her hastanın öyküsü ve malzemesi kendine özgü olduğuna göre, her durumda geçerli olabilecek tek bir yorumlama biçiminin olduğunu söylemek olanaksızdır. Üstelik bu olanaksızlık, yalnız hastaların değil; psikanalistin de öznelliğinden ileri gelir. Psikanaliz seansı içerisindeki herhangi bir malzeme, farklı analistlerde başka başka yorumlar doğurur. Bu farklılığı ortaya çıkaran şey, analistlerin kuramsal yaklaşımları olabileceği gibi kişisel ruhsallıkları da en az kuramsal yaklaşımları kadar etkilidir. Kişisel analizler, analistin kör noktalarını aydınlatsa da ruhsallıklarının klinik çalışmaları üzerindeki etkisini bütünüyle ortadan kaldırmaz. Diğer yandan, analistin yorumlarına dahil olan öznelliği, onun yeteneği ve yaratıcılığının da ifadesidir (Leavy, 1973).

Öyleyse bir yorumu “doğru” yapan şey nedir?  Safran (2014)’a göre bir yorum, içerik olarak doğru olsa da etkili olmayabilir. Hatta içerik olarak doğru olmasına rağmen hastaya zarar verebilir. Belki de psikanalizde doğru değil; fakat yerinde yorumdan söz edilebilir. Böylelikle bir yorumun yerinde olup olmaması, içeriğinin doğruluğundan da bağımsızlaşır ve devreye gözetilmesi gereken başka bileşenler girer. Yorumun zamanlaması, dili, üslubu gibi bileşenler, birçok koşulda yorumun içerik olarak doğruluğundan daha önemli bir yer tutar.

Pek tabii, analist hastasına ilişkin bir şeyleri, hastası henüz hatırlamadan ya da kavrayamadan fark edebilir; fakat nihayetinde analist bu bilgileri yavaş yavaş hastasından edinmelidir (Loewenstein, 1957). Yorumun zamanlaması konusunda Freud (1926) “Amatör Psikanalizi Sorunu” başlıklı metninde, analistin yoruma ulaştığında doğru zamanı beklemeksizin bunu hastasına iletmesinin büyük bir hata olduğundan söz eder. Aynı makalede Freud, yorumun zamanlamasının önemini tanımlamak için “incelik” ifadesini kullanır. Pek tabii, buradaki incelik toplumsal anlamda kullanılan nezaketten farklıdır. Freud’un incelikten kastettiği, analistin hastası için yerinde olacak yorumu ve zamanlamayı belirlerken gösterdiği sezgisel değerlendirme becerisidir (Loewenstein, 1951). Freud’un yorumlamanın zamanlamasına dair işaret ettiği sezgisel değerlendirme inceliğini tartışırken topografik kurama ilişkin buzdağı benzetmesini hatırlamak yerinde olabilir. Aslında zamanlamadan kastedilen, bir anlamda hastanın bu yorumu duymaya hazır olup olmadığıdır. Meşhur buzdağı analojisi düşünülürse, hastaya buzdağının en derinlerde suya gömülü parçasına ilişkin bir şey söylemek boşunadır; çünkü hasta büyük olasılıkla bunu duyamayacaktır. Diğer yandan böylesi bir yorum, hastanın savunmalarını daha da katılaştırabilir. Oysa suyun yüzeyine yaklaşan, hasta açısından da daha ulaşılabilir düzeydeki bir malzemenin yorumlanması çok daha yerinde olabilir.

Yorumlamada dil ve üslup biçimleri de oldukça önemlidir. Psikanalitik tedavi, söz üzerine kurulu olsa da retorik bir uygulamadan farklıdır. Analistin dili oldukça yalın ve anlaşılır olmalıdır. Yorumlar uzun ve karmaşık cümleler yerine; kavramlara, teknik terimlere yer verilmeksizin olabildiğince günlük bir dille iletilmelidir. Nihayetinde yorum, hastanın kendisine ilişkin ayırdında olmadığı malzemeleri anlaması amacıyla yapılır. O nedenle de anlaşılır olmalı ve hastada anlaşıldığına ilişkin bir şeyler uyandırabilmelidir. Winnicott’a göre de yorum, analistin hastaya zekice bir şeyler sunmasından çok, ona anlaşıldığını hissettirmesinin bir yoludur. Öyleyse yorum, hastanın verdiklerinin ona daha anlaşılacak bir biçimde geri verilmesidir (Tuncay, 2018).

Son olarak, üslup açısından düşünüldüğünde psikanalist, yorumunu bir kesinlik ifadesi olarak iletmemeye özen göstermelidir. Bu metinde daha önce de değinildiği üzere, yorumun yanlışlanabilir bir hipotez olduğu akılda tutulmalıdır. Bu tutum, hastaya yorum üzerine düşünmek için bir alan da sağlar. Hasta yoruma itiraz edebilir. Bu itiraz, onun direnciyle ilgili olabileceği gibi yorumun yerinde olmayışıyla da ilgili olabilir. Öyleyse psikanalist, hastanın direnciyle birlikte kendi yanılma payını da daima göz önünde bulundurmalıdır. Kris (1951), “Analizde Yapılanmalar” başlıklı makalesinde Freud’un yorumları bir dayatma olarak sunmamaları konusunda analistleri uyardığının altını çizer.

 

Dr. Aykut Bora
Psikolojik Danışman
Formasyonda Psikanalist

Not: Görseldeki çalışma, Piet Mondrian’ın 1912 tarihli “Grey Tree” adlı yağlı boyasıdır.

Kaynaklar

Bollas, C. (2012). Freudyen an. Çev. ed. A. A. Köşkdere. İstanbul: Bağlam.

Devereux, G. (1951). Some criteria for the timing of confrontations and interpretations. International Journal of Psychoanalysis. 32:19-24.

Etchegoyen, R. H. (2005). Fundamentals of psychoanalytic technique. London: Karnac Books.

Foresti, G. (2018). Psychoanalytic interpretation and clinical dialogue. in Contemporary Bionian Theory and Technique in Psychoanalysis. Ed. A. Ferro. pp. 78-113. New York: Routledge.

Freud, S. (1900). Rüyaların yorumu. 2. Baskı. Çev: Dilman Muradoğlu. İstanbul: Say. 2016.

Freud, S. (1910). Wild psychoanalysis. SE. XI. London: The Hogart Press.

Freud S. (1913). On beginning the treatment. SE. XII. London: The Hogart Press.

Freud, S. (1926). The question of lay analysis. SE. XX. London: The Hogart Press.

Freud, S., Breuer, J. (1895). Histeri üzerine çalışmalar. 2. Baskı. Çev: E. Kapkın. İstanbul: Payel. 2013.

Kernberg, O. F. (2016). The four basic components of psychoanalytic technique and derived psychoanalytic psychotherapies. World Psychiatry, 15(3), 287–288.

Keser, V. (2008). İki kişilik alan. Psikanaliz Yazıları. 17: 35-45. İstanbul: Bağlam.

Keser, V. (2018). Psikanalizde yorum kavramı üzerine. Psikanaliz Yazıları. 36: 13-31. İstanbul: Bağlam.

Kris, E. (1951). Ego psychology and interpretation in psychoanalytic therapy, The Psychoanalytic Quarterly, 20:1, 15-30.

Laplanche, J., Pontalis, J. B. (1967). The language of psychoanalysis. London: Karnac Books. 1988.

Leavy, S. A. (1973) Psychoanalytic Interpretation, The Psychoanalytic Study of the Child, 28:1, 305-330.

Loewenstein, R. M. (1951) The Problem of Interpretation. Psychoanalytic Quarterly. 20:1-14

Loewenstein, R. M. (1957) Some thoughts on interpretation in the theory and practice of psychoanalysis, The Psychoanalytic Study of the Child, 12:1, 127-150.

Pancheri, L. (1998). Interpretation and change in psychoanalysis: What is left of classical interpretation. Journal of European Psychoanalysis, 6, 3–18.

Safran, J. D. (2014). Psikanaliz ve psikanalitik psikoterapilar. Çev. Gonca Akkaya. İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

Sandler, J., Dare, C., Holder, A. (2015). Hasta ve analist: psikanalitik sürecin temelleri. Çev. Taner Özek, Ali Algın Köşkdere, Serhat Yücel. İstanbul: Bağlam Yayınları.

Strachey, J. (1934). The nature of the therapeutic action of psychoanalysis. Int. J. Psychoanal.15:127-159.

Taşkıntuna, N. (2011). Açıklığa kavuşturma ve yüzleştirme. içinde Psikanalitik Psikoterapiler. sf. 402- 405. Ed. Ali Algın Köşkdere. Ankara: Türkiye Psikiyatri Yayınları.

Tuncay, Z. Ö. (2018) Winnicott, kucaklama ve yorum. Psikanaliz Yazıları. 36: 71-82

www.nisanyansozluk.com/kelime/tefsir, Çevrimiçi Erişim: 10.12.2022

Hiç Yorum Yok

Yorum Ekleyin